Hoşgeldiniz  

DEMİR İŞLİYOR!

Mehmet Zehir | 23 Haziran 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Mustafa Kemal Paşa’nın öz yaşam öyküsüne baktığımızda sürekli okuyan, yazan, araştıran, hitap eden, dergi – gazete çıkaran, kitap yazan askerlik dışında kendisine iş edinmiş olduğu alanlar olduğunu görürüz.

Minber Dergisi’ni çıkardığında henüz 20-21 yaşındadır. Bu dergiyi Mektebi Harbiye’de çıkarmıştır. Bu dergi ile arkadaşlarını aydınlatmak ve kendi fikirlerini onlarla paylaşarak onlara kurguladığı düşlerinde zemin oluşturmak istediği açıktır. Bu dergi ile devleti yönetenlerin siyaset alanındaki yanlışlıklarını, aksaklıklarını ortaya koyarak eleştirilerini yapıyordu. Bu dergi tamamen askeri öğrenci Mustafa Kemal’in el yazısı ile çıkıyordu.

1918 yılında yazdığı ‘’Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal’ kitabı ise her şeyden önce Çanakkale’de cephe de gördüğü askerin yetişmesindeki eksiklerin yanında, kumandanların eksiklerini de aynı düşünce ile ele almıştır. Bu kitap belki de Mustafa Kemal Paşa’nın yazdığı en önemli kitaptır. Bu eseri Osmanlı devletinin yıkılış döneminde askeri alanda gördüğü aksaklıkları ortadan kaldırmak için yazmıştır, bu eseri hazırlarken akıl ve bilimi rehber almış askerliği ve orduyu şu şekilde tanımlamıştır;’’ Askerlik, işlerin yürütülmesi değil, insanların sevk ve idare sanatıdır. Vatanın kutsal toprağını savunmak için barış döneminde hazırlanan ve eğitilen tüm vatan çocuklarının birleşmesidir. Türk vatanının ve Türklük dünyasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevim her an yapmaya daima hazır olduğuna, benim ve büyük milletimizin tam bir inanç ve güvenimiz vardır.’’

Bu kitabı elbette görülen arızaları gidermek için ele almak mümkündür. Ancak kitabın içeriğine girildiğinde görülecektir ki, askeri alanda verilen teorik ve pratik eğitim, sivil hayata uyarlansa; bütün milletin ve hatta bütün insanlığın yararına bir kitaptır.

Bir kişinin bir rütbeye gelmesi, bir başka rütbeye geçmek için öğrenmeye adaylığını ön gören usta çırak ilişkisi ile biz Türklerde ki teşkilatlanma modeli olan AHİLİK anlayışı ve bu AHİLİK anlayışının çıktığı Türk Töresi’nin bugün Cumhuriyet dediğimiz Kengeş’inin en tabandan en zirveye çıkmış halinin sadece askeriye de uygulanmasını esas alıyordu.

Bu kitabı anlamak, Mustafa Kemal Paşa’nın, Temsilciler Meclisi Reisliğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğini, Başkomutanlığını, Cumhurbaşkanlığını, Uluğ Başbuğluğunu ve nihayet Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’e giden yolun izlerini göreceği çok açıktır.

Mustafa Kemal Paşa, demek ki çocukluktan itibaren her gün kendisini geliştirirken; tarihin Türk Soyu üzerine yüklemiş olduğu görevi de öğreniyor, içselleştiriyor, zaman zaman okuduklarından göğsü kabarıyor, zaman zaman üzülüyordu. Ancak hiçbir makamı, rütbesi dahi yokken bile umutsuz değildi. Bir gün edindiği bilinçle kurduğu hayallerini gerçekleştirmek için şartlar uygun olunca hazır olmayı ve görev kendisine tebliği edilince de geri durmayacağına çoktan kendisini hazırlamıştı. Bu kapsamda önüne çıkan hiçbir fırsatı geri itmediği gibi bazen zorlamalar yaparak da ileri atıldığı tarihe kayıt düşülmüştür.

Bunlardan biri Çanakkale cephesine geçişidir.  I. Dünya Savaşı başladığında Sofya’da “ateşemiliter” olan Mustafa Kemal Paşa “gönüllü” olarak Çanakkale Savaşı’na katılmıştır.

Atatürk, Kasım 1914’te, Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat ederek cephede aktif bir göreve getirilmek istemiş, ancak kendisine, “Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ateşemiliterliği’ni daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz” cevabı verilmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Aralık 1914’te Sofya’dan Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazarak cephede aktif görev alma isteğini yenilemiştir: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.

Bunun sonunda Mustafa Kemal Paşa, kendi ısrarları üzerine, 20 Ocak 1915’te, Esat Paşa komutasındaki, 3. Kolordu’ya bağlı, Tekirdağ’da kurulacak 19. Tümen Komutanlığı’na atanmıştır.

Bir de şöyle düşünelim: Mustafa Kemal Paşa her şartta kadere müdahale etmek için kendisini hazırlamamış olsaydı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bu sözü ‘’Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam!’’ söyleseydi, alacağı yanıt olup olmadığı bilinmezdi ama Mustafa Kemal Paşa’nın askerlik hayatı o anda bitmez miydi? Mustafa Kemal Paşa hem hazırlanmıştı, hem korkuları çok geride bırakmıştı hem de kendisine inanmaktaydı.

Buradan çıkaracağımız bir çıkarım ise; sen hazır olursan olanakları değerlendirebilir, başarıya ulaşabilirsin. Aksi halde olanaklar olsa bile değerlendiremeyeceğin için başarılı olamayacağın olmalıdır.

Mustafa Kemal Paşa, bütün hazırlıklarını, bütün çalışmalarını kendi egosunu tatmin etmek için yapmıyordu. Hatta kendi egosunu da ortadan kaldırmak bu çalışamların bu hazırlıkların ürünüdür. Zira ego, ilkel düşünceli, içten pazarlıklı insanların işi iken; emekle elde edilen değerler gurur taşıttırırken asla egoya hizmet edip; kimseyi aşağılamamayı da insana kazandırır.

İşte Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında Türklerin özelliklerinden biri de bu olmalıdır.

Net olarak ifade edersek; kimse imtiyazlı veya ayrıcalıklı olamaz.

144 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.