Hoşgeldiniz  

DALGALARIN YIPRATAMACAĞI TAŞ, AZMİN YENEMEYECEĞİ GÜÇ YOKTUR

Mehmet Zehir | 23 Haziran 2020 | Foto Galeri, Genel, Gündem, Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Mustafa Kemal Paşa bir konuşmasında diyor ki; ‘’ Dinlenmemek(1) üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.’’

Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözü edişinde bizlere dinlenmemeyi öğretmek istediği düşünülemez.

Verdiği ileti ile bize daha geniş bakış açısı çizdiği, ülkü bıraktığı, bir amacımızın olması gerektiği gibi çok geniş anlamları da olan iletisini söylerken; kaybetmiş olduğumuz, değerlendiremediğimiz zamanlarımızın olduğunu, ama bunlardan ve daha önemli olanı ise; inanırsan başarmak senin elindedir; bahaneler, senin için engel teşkil etmez de demek istediği açıktır.

Bu sözü hayatımızın her tarafına alıp uygulayabiliriz.

Ders çalışan bir öğrencinin, dışarıda daha rahat eğlenebileceği bir ortamda, ders ona sıkıcı ve yorucu gelebilir, hatta bıkkınlık onda uyandırabilir.

Tarla da güneşin altında çalışan bir çiftçinin, evden getirdiği yemeği yedikten sonra biraz kestireyim sonra gelir işime devam edeyim diyerek eve gidip uyuması ve sonrasında günün saatinin ilerlemesi ile yarın giderim demesi; aslında onun yapmakta olduğu işe uyum sağlamakta zaafını gösterir.

Bireysel olarak yaşanan bu olaylar toplum ve devlet hayatında daha geniş ve daha ulvi(2) anlamlar içerdiği kuşkusuzdur.

Paşa, maddi ve manevi olarak batmış bir imparatorluğun enkazı üzerine elinde sınırlı yetki ve olanaklarla bir yandan bir milleti uyandırma, kendine getirme, diğer yandan fiziksel ve düşünsel olarak eğitmek istemektedir.

Tekâlifi Milliye emirleri ile bir takım şeyler elde başlamış olsa da; bunların yararlılıklarının ‘yararlılığını da’ insanların zihniyetine yerleştirmesi gerekir. Hatta yerleştirmesi de yetmez. Herkesin bu işi kendi üzerine alıp, hem kendi zihniyetini düzene sokması, hem tekâlifi milliye emirlerinde ki araçları, her bireyin düşünüp tedarik etmesi de gerekir.

Yani kısaca mesele bir fabrika kurmakla bitmiyor. Fabrika kuran fabrikalar kurmayı zorunlu kılıyor. Başka türlü önce düşmanları tepelemek, sonra devleti bayındır hale getirmek, sonra kaybetmiş olduğumuz zamanları geri kazanmak ve yine hepsinden önemlisi Türk’ün Medeniyetini bir güneş gibi dünyanın önüne sermek gerekiyor.

Bu nedenle bu iş tek kişinin tek başına yapabileceği iş olmadığı gibi, elde de çok yetişmiş aynı amacı güden çok kişimizde yoktur!

Gerçekten de İstiklal Harbi’nin sonrasına baktığımızda savaş meydanlarında Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer şu veya bu nedenle alanlar, savaş sonrası karşısına geçmiş ve İstiklal Harbi öncesinde ki zihniyetlerine paralel hem kendilerinin hem de kurulan yeni devletin durumuna etki ederek yaşamışlardır.

Mustafa Kemal Paşa, yanındakileri birçok cepheden tanıdığı için hepsinin kapasitesini üç aşağı, beş yukarı bildiği için hepsine görev vererek sorumluluk sahibi haline getirerek bir ekip oluşturmuş ve başarı da bu ekibin başındaki Mustafa Kemal Paşa tarafından tarihe kayıt ettirilmiştir.

Burada bir noktaya daha temas etmekte Mustafa Kemal Paşa’yı tanıma adına açıklık getirmek gerekir.

Mustafa Kemal Paşa, bütün başarıları millete, neferlere ve yanındakilere bırakmış bir karakterdir

Bu konuda bir açıklamasını paylaşmak isterim: ‘’Türk köylüsünün Türk’ün efendisi(4) olduğunu söylediğim zamanı hatırlarsınız. Ben o efendinin isteği ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan bir hizmetçiyim. Şimdi beni çok duygulandıran olay, değersiz olsa da Türk köylüsüne ufak bir görev yapmış olduğumdur. Milletin Yüksek Temsilciler Kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için en unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir. Bundan ötürü çok yüksek bir zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet hükümetine yapmak zorunda olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilmiş olan iyi duygulardan ne kadar heyecanlandığımı anlatacak güçte değilim. Söz konusu olan armağan Yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm armağan karşısında hiçbir değere sahip değildir. Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk Milletine canımı vereceğim.’’ (Mahmut Goloğlu, Tek Partili Cumhuriyet, S.264)

Yukarıda ki alıntı, Mustafa Kemal Paşa’nın 11 Haziran 1937 tarihinde Cumhurbaşkanı Kamâl(3) ATATÜRK isim ve sıfatı ile TBMM’sine şahsına ait mal varlığını millete hibe etmesi için çıkarılan özel kanuna istinaden devrin başbakanına gönderdiği mektupta yer almıştır.

Şimdi yazdığı mektuptaki konuşmasına dönelim ve köylüye verdiği değere bir bakalım:

Öncelikle yıllarca Türk köylüsüne, efendi derken sadece bir söz olarak bunu söylemiyordu. Bu sözün derin anlamları vardı. Belki etkiye tepki olarak ele alacaklar olabilecektir ki, genelde öyle olmuştur. Ancak Mustafa Kemal Paşa onları da aşan bir durumla konuya yaklaşmıştı. Köylünün yalansız, riyasız çalışarak alın teri ile kazandığını devletine vergi olarak vermesi yetmez, devleti yönetenlerin kendi keyfi tutumları ile açtıkları savaşlar sonrasında evlatlarını toprağa gömüp ardından da vatan sağ olsun demeleri Paşa’nın maddi ve manevi dünyasında başköşeye yerleşen değerdir.

  • Dinlenmek: Başka anlamları da olmakla birlikte bizim kabul edip kullanacağımız anlamı ile dinlenmemek, güç kazanmak için çalışmaya ara vermek; yorgunluğu gidermek; soluklanmak, istirahat etmektir.
  • Ulvi: Yapmak, yaratmak, ortaya çıkarmak, getirme, erişme, ulaşma.
  • Kamâl: Kale ve Ordu.
  • Efendi: Buyruğu yürüyen, sözü geçen kimse.
68 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.