Hoşgeldiniz  

BÜYÜK TAARRUZ KARARI II

Mehmet Zehir | 03 Aralık 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Taarruz planının ana çizgileri:

Efendiler, düşman ordusunun cephe ve teşkilat durumu ile, ona karşı Batı Cephesindeki kuvvetlerimizin esas olarak iki ordu halinde kurulup düzenlenmiş olduğunu söylemiştim.

Öteden beri tasarlamış olduğumuz taarruz planımızın ana çizgilerini arz edeyim:

Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir imha meydan muharebesi vermekti.

Bunun için elverişli bulduğumuz durum, ana kuvvetlerimizi, düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu, güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan alanlarda toplamaktı.

Düşmanın en hassas ve önemli noktası orasıydı.

Çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanadından vurmakla mümkündü.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, bu bakımdan gerektiği gibi bizzat incelemeler yapmışlardı.

Hareket ve taarruz planımız çok önceden tespit edilmişti.

Konya’ya gelmiş olan General Townshend’in isteği üzerine, kendisiyle görüşmek için, Ankara’dan hareket ederek 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesi Karargahı’nın bulunduğu Akşehir’e gittim.

Savaş planı üzerinde görüşürken Genelkurmay Başkanı’nın da katılmasını uygun bulduk.

Ben, 24 Temmuz’da Konya’ya gittim.

27’sinde tekrar Akşehir’e gelmişti.

27/28 Temmuz gecesi birlikte yaptığımız görüşme sonunda, tespit edilmiş olan plan gereğince taarruz etmek üzere, 15 Ağustos’a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına çalışmayı kararlaştırdık.

28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçını seyretmek bahanesiyle ordu komutanları ve bazı kolordu komutanları Akşehir’e çağrıldı.

28/29 Temmuz gecesi genel olarak komutanların taarruzla ilgili görüşlerini aldım.

30 Temmuz 1922 günü Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile yeniden görüşerek taarruzun şeklini ve ayrıntılarını tespit ettik.

Ankara’dan çağırdığımız Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa da 1 Ağustos 1922 öğleden sonra Akşehir’e geldi.

Ordu hazırlığının tamamlanmasında Millî Savunma Bakanlığı’na düşen işler tespit edildi.

Taarruza hazırlık emri:

Ordunun hazırlıklarının tamamlanmasını ve taarruzun bir an önce yapılmasını emrettikten sonra tekrar Ankara’ya döndüm.

Batı Cephesi Komutanı, 6 Ağustos 1922’de ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emri verdi.

Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı Paşalar da Ankara’ya döndüler.

Efendiler, taarruz için yeniden cepheye gitmeden önce, Ankara’da yapılması gereken bazı işler vardı.

Daha taarruz emri verdiğimi Bakanlar Kurulu’na da açıkça bildirmemiştim.

Artık onlara resmi olarak haber verme zamanı gelmişti.

Yaptığımız bir toplantıda iç ve dış durumlarla ordunun durumunu görüşüp tartıştıktan sonra, taarruz konusunda Bakanlar Kurulu ile görüş birliğine vardık.

Önemli bir konu daha vardı.

Muhalifler ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak durumda olmadığından, böyle karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin sonucunun felaketten ibaret olacağı yolundaki propagandalarına alabildiğine hız vermişlerdi.

Gerçi, Meclis’te bu düşünce akımının bıraktığı yankılar, zaten düşmanlardan fazlasıyla gizlemek istediğim taarruz bakımından yararlıydı.

Fakat bu olumsuz propaganda en yakın ve en inanmış kimseler üzerinde bile kötü etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlıklar uyandırmıştı.

Onları da yakında yapacağım taarruz konusunda ve altı yedi gün içinde düşmanın ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim hususunda aydınlatmayı ve yatıştırmayı gerekli buldum.

Bunu da yaptıktan sonra Ankara’dan ayrıldım.

Genelkurmay Başkanı benden önce 13 Ağustos 1922’de cepheye gitmişti.

Ben birkaç gün sonra hareket ettim.

Hareketimi belirli birkaç kişi dışında bütün Ankara’dan gizledim.

Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı.

Hatta gazetelerle benim Çankaya’da çay ziyafeti verdiğimi de ilan edeceklerdi.

Bunu şüphesiz o vakitler işitmişsinizdir.

Trenle hareket etmedim.

Bir gece otomobille Tuz Çölü üzerinden Konya’ya gittim.

Konya’ya hareketimi, telgrafla orada kimseye bildirmediğim gibi, Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00’da Batı Cephesi Karargahı’nda yani Akşehir’de bulunuyordum.

Kısa bir görüşmeden sonra 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz için Cephe Komutanına emir verdim.

26 Ağustos 1922 taarruz emri:

20/21 Ağustos 1922 gecesi 1’inci ve 2’inci Ordu Komutanlarını da Cephe Karargahına çağırdım.

Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanını da yanımda bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu şeklinde açıkladıktan sonra Cephe Komutanı’na o gün vermiş olduğum emri tekrarladım.

Komutanlar harekete geçtiler.

Taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yürütülecekti.

Bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu.

Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi.

Taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi vb. çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.

24 Ağustos 1922’de karargahımızı Akşehir’den, taarruz cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına getirttik, 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşı idare ettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugaha naklettik.

26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazır bulunuyorduk.

Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle taarruz başladı.

BAŞKOMUTAN SAVAŞI:

Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın Karahisar’ın güneyinde 50 ve doğusunda 20, 30 kilometre uzunluğundaki müstahkem cephelerini düşürdük.

Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde kuşattık.

30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Muharebesi adı verilmiştir), düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık.

Düşman ordusunun Başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasına girdi.

Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu.

31 Ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir’e doğru yol alırken, diğer birlikleriyle de düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.

Büyük Taarruz ‘da Nurettin Paşa savaş meydanını dürbünle seyretmeyi tercih ediyordu:

O gün hep aynı tepedeydik.

Dürbünle bakanlar çoktu.

Dürbünle en çok bakanlar, özellikle gözetleme görevi verilen subaylardı.

Gerçekten, Nurettin Paşa’nın da savaş meydanını dürbünle seyretmeyi tercih ettiğini ben de fark etmiştim.

Karahisar – Dumlupınar Meydan Muharebesi yapılırken, «Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin yapıldığı gün» bir aralık, Nurettin Paşa’yı kolordu komutanı Kemalettin Paşa’nın (şimdiki Berlin Büyükelçisi) gözetleme noktasında, durumu dürbünle seyrederken buldum.

Birliklerimiz düşmanı yakından sıkıştırmış, nazik ve önemli bir durum ortaya çıkmıştı.

«Dürbünle seyretmeyi bırakınız! Savaşı yakından ve bizzat idare etmek için, ileri ateş mevzilerine gideceğiz» dedim.

Nurettin Paşa, bu kadar yaklaşmanın doğru olmadığını söyleyerek gitmek istemedi.

Canım sıkıldı.

«Siz burada kalabilirsiniz» dedim.

Kemalettin Sami Paşa’ya: «Siz benimle geliniz!» dedim ve otomobilime yürüdüm.

Kemalettin Paşa: «emredersiniz» dedi ve benimle beraber yürüdü.

Bu davranış üzerine, dürbünün başında yalnız bırakılan Nurettin Paşa’nın da arkamızdan geldiğini gördük.

Dediğim yere gittik.

Yunan ordusunun esareti ile sonuçlanan o savaşı, en ince noktalarına kadar bizzat idare ediyor ve gereken emirleri, doğrudan doğruya kolordu komutanlarına ve diğer komutanlara ben veriyordum.

Verdiğim emirlere göre tedbirler alınıp gerekli uygulamalara geçilirken, Ordu Komutanı Nurettin Paşa yanımda duruyor ve durumu seyrediyordu.

Bir aralık, kolordu komutanını benim yanımdan uzaklaştırarak bazı emirler vermeye kalkışmış…

Kolordu Komutanı bu emirleri uygulanabilir nitelikte bulmamış; ordu komutanı ile kolordu komutanı arasında neredeyse saygısızca bir çatışma durumu ortaya çıkmış…

Kemalettin Sami Paşa, Nurettin Paşa’nın yanından biraz sertçe bir muamele ile ayrılmış..

Bu durumun farkına vardım.

Kemalettin Sami Paşa’yı yanıma çağırıp, sükûnet ve disiplini koruması gerektiğini söyledim.

Daha sonra, yalnız olarak Nurettin Paşa’yı çağırttım.

Genel olarak bazı sorular sordum ve anlatmak istedim ki, kolordu komutanına verdiği emrin gerçekten de uygulanması mümkün değildir.

Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler.

Gerekli, uygulanabilir olan hususları emrederler ve emir verirken, kendini, o emri yerine getirecek olanın yerine koymak ve emrin nasıl yerine getirilip uygulanacağını düşünmek ve bilmek gerekir.

Hal tercümesi broşürünün 9’uncu sayfasında, Irak’tan sonra «Kafkas cephesine gitmiş olan Nurettin Paşa’nın 3’üncü Ordu Bölgeleri Komutanlığı’nda ve Ordu Komutanlığı Vekilliği’nde bir süre» bulunduğu yazılıdır.

Bu görevlerin nasıl birer görev olduğunu ve bu sürenin kaç gün olduğunu sormak lâzımdır.

Nurettin Paşa, Kafkas Cephesinden İstanbul’a dönüşünde «Aydın, Muğla ve Antalya Bölgeleri Komutanı» unvanı ile İzmir’e gitmiş ve orada bulduğu, çoğunu 40 yaşından yukarı askerlik çağını aşmış erlerin oluşturduğu dağınık birkaç birliği (202) yeniden düzenleyerek ve yeni tümenler kurarak 21’inci Kolorduyu meydana getirmiş.

Efendiler, kolordu kurma işi, son zamanda, Birinci Dünya Savaşı’nın fantezileri sırasına geçmişti.

Özellikle, karşısında düşman bulunmayan sabit bölgelerde, askerlik şubeleri ve başkanlıkları kuruyormuşçasına bir kolaylıkla, kolordu komutanlıkları kurulur ve yetkiler verilirdi.

Gerçekten bütün savaş cepheleri imdat diye feryat ederken, 21’inci Kolordu, değer verilen bir varlık olsaydı, Aydın bölgesinde yüzüstü bırakılmazdı.

Kaynak: Nutuk

DİPÇE:

Burada ele alacağımız kişi Nurettin İbrahim Konyar Paşa diğer nam-ı ile Sakallı Nurettin Paşa’dır. Dikkat edersek; Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk olmayan bir orduyu kurmasına rağmen; kendisini adam zannedenleri makamlara mevkilere oturtarak vatanın kurtulması için uğraşırken; Şahsına münhasır olan birçok kişinin kaprisleri, egoları ile uğraşmak zorunda kalarak yine de başarılı olmasının ardında yatan asıl cevher şudur:

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün her zerresi ile Türk olması ve Türk olmanın gereklerini yerine getirmesi, diğerlerinin Türk olamayışları, Türk olabilmek içinde zamanında yeterli cabayı gösterememeleridir.

36 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.