Hoşgeldiniz  

BUDUNLAŞMA DA EKSİK!

Mehmet Zehir | 08 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Osmanlı’nındaha imparatorluk aşamasına adım atmaktayken; kol gücünü tercih ederken, aslında ret ederek kaybetmekte olduğu o zamanın geçerli akçesi olan ziraat, sanat ve bunları devletle bütünleştiren örgütlenmedir.(1)

Teşkilatlanma bir bilgi yanında, bir uygulama ve bir gelenek işidir.

Teorisini bildiğiniz bir işi pratikte uygulamamışsanız veya çok az uygulamışsanız; zamanla o işin detaylarını kaçırır ve verimsiz bir iş yapmakta olursunuz. Bir işi, bir iki kere yapmak; o işe yeterli önemi vermek anlamına gelmeyebilir. Bir işi gelenekselleştirmek demek aslında o işin kültürünü çağdan, çağlara aktarmaktır.

Esasında da o iş, size gelme(z)den önce eski çağlarda yapılmış, gelenekselleşmiş ki; sizin yaşadığınız çağa aktarılarak sizde yaşatıp, geliştirilip kendinizden sonraki çağa ve çağlara aktarmayı sağlayabilesiniz. Dolayısı ile gelenekler böylelikle töreyi(2) oluşturma olanağına kavuşur.

Bu durumda töre; toplumu ve devleti ilgilendiren bütün kuralları koyan, yaşatan ve geleceğe aktarılan yazılı olmayan değerdir. Töre, aynı anda yasa anlamına geldiğinden günümüzde ki yasaların yazılı olduğu ancak yazılı olamayan değerlerimizle birlikte erdemi ifade ettiğinde gözden kaçırılmamalıdır.

Töre, varlığı somut olarak elde edilemeyen ve hatta kaybı da somut olarak hesaplanamayan ancak soyut olarak kaybının oluşturacağı hasar; soyut ve somut değerinin katlarınca olduğunun yanında; zaman, olarak ta hesaplanamayacak kadar uzun süre de bedelini ödettiren bir yazılı olmayan değerdir.

Töre aynı zamanda günümüzde tanımlanan laikliğin, ta eski çağlardaki varlığı ve bu varlığın töre içinde yaşatıldığı ve bu nedenle laikliğinde teminatı da olduğunun altını çizmek gerekir.

Diğer yandan konuyu ele almaya devam edersek; toprağı işlemek, elde edilen mahsulden çeşitli endüstri ürünleri yapmak, bunları paraya çevirmek, para ile üretemediğimiz ürünleri satın almak, bunlar sayesinde devlete vergi vermek, devletinde aldığı vergilerle çalıştırdığı personelin masraflarını karşılaması, savaşta kullanacağı silahı ve mühimmatı temin etmesi vb.. anlamına gelir! Bu durumda bir adamı kaybetmenin, aslında bir kültürü kaybetmekle eşdeğer olduğunu da söylemek isteriz. Bu kültürü kaybetmenin ileride varlığı gittikçe çürütecek değerde olduğunu görülecektir.

Çandarlı Ailesi, bu durumda sadece kendisini değil, o dönemin ifadesi ile avamı(3) temsil eden; avamın devletleşmesini sağlayan, seçkin ve liyakatli bir aile olarak göze çarpmaktadır.

Bu konuda Mustafa Kemal Paşa’nın ‘’ köylü milletin efendisidir’’ ” demesi dikkat çekici olsa gerekir.

Gelin bunun kısa hikâyesinin üzerinden bir kez daha hatırlamak için geçelim:

Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa tarafından Sofya’ya askeri ataşe olarak gönderilir. Bulgaristan henüz 5 yıllık bir ülkedir. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’dan gittiği için üzgündür .

Sofya’da, bir pastahane vardır. Diplomatik erkân, genel olarak o pastahanede kahvaltı yapmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’da kahvaltılarını orada yapar.

Bir sabah bir köylü pastahaneye girer. Yanında Bohçası vardır, bir masanın yanına bırakır ve oturur. Bir garson gelir.

Köylü süt ve kek ister.

Garson ise köylünün pastahaneden ayrılmasını ister.

Köylü itiraz eder.

Birkaç garson daha gelip köylünün dışarı çıkmasını tekrarlarlar.

Köylü öfkelenir ve bağırmaya başlar.

Senin sattığın sütü ben üretiyorum, senin sattığın pasta, börek, çöreğin ununu ben üretiyorum. Peynirini, yoğurdunu ben üretip veriyorum. Pastana koyduğun meyveleri ben üretiyorum ve sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi? Hayır çıkmıyorum ve kahvaltımı burada yapacağım” der..

Herkes suspus olur.

Köylünün istedikleri masasına gelir, kahvaltısını yapar ve bir miktar parayı masaya fırlatarak çıkar ve gider.

Bütün her şeyi Mustafa Kemal Paşa izler. 

Küçük kareli not defterine şu notu düşer.

 “Bir gün benim köylüm de bu köylü gibi olursa millet olduk demektir “der ve ekler.

Yine burada bir ayrıntı daha dikkat çekicidir. Osmanlı devleti belki de farkında olmadan bir sınıfın yaşama katılmasını sağlamıştır. Avam derken; alt tabaka, halk anlamına gelirken; kendilerine halk veya kendileri de havas(4) olarak tanımlandıklarını dayattırıyordu.

Yine farkında olmadan (budunlaşma) milletleşme süreci kaçırılmaktadır.

Burada üzerinde ciddi olarak durulması gerekenin ufak ufak yaşama katılanların devam etmesi ile, ileride esası yok edip, esasın yerini alacağı olmalıdır. Ufak ufak yaşama katılanların, yaşamı ileri de kendisine benzeteceğini görmek ve daha hiç ‘mesafe kat’ etmeden yok etmek gerekir. Yani kanaralaşma da görülen, sürekli tekrarlanan olay, kökten çözüm ortaya koymadığımız sürece; tekrar tekrar hayatımızda yer alacağını ve bunun bedelini binlerce yıllık geçmişi olan ve binlerce yıl geleceği olacağına inandığımız devlet ve Türk Budunu ödemek zorunda kalır.

Demek ki, bir çivi, bir nal; bir ati bir komutan; bir komutan, bir ordu ve devamında bir devleti içeriden çürütmenin faturasıdır.

Dolayısı ile Töre gitmekte ise devletin sonu da ta başından gözükmekte olduğu bilinci ortaya konulmalıdır.

(1) Örgüt/örgütlenme: Teşkil etmek, teşkilatlanma, organize etme, organize olma hali…

(2)Töre: Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, ahlak ve etik değerleri                   

(3)Avam: Alt tabaka, halk.

(4) Havas: Üst tabaka, yöneticiler, devletin ileri tabakası

142 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.