Hoşgeldiniz  

Böyle Yanlış Olamaz!

Naci Akay | 12 Haziran 2020 | Köşe Yazıları


Naci Akay
bilgeofis@hotmail.com

Olmaz, olamaz! Çünkü, hayatımız, canımız söz konusudur. Yandaşların para kazanması ve sıkıntıya düşen halkın oylarını alabilmek için, bu öldürücü salgının tedbirlerini bırakmak, böylece eski günlere dönmek, yine çok sayıda insanımızın ölümüne sebep olacaktır. Normale dönmekle, çok yanlış yaptılar!

  Değerli okurlarım; Bu köşeyi izleyenler bilirler. Dünyayı saran Covid-19 adlı salgın başladıktan sonra, alınan tedbirler meyanında ben de bu sütünlarda bir süre yazmayı bırakıp, can derdine düştüm. Corona denilen bu öldürücü Virüs salgınından korunmak için, alınan tedbirleri izlemeye ve kendi çapımda korunmaya çalıştım. Badema seri yazı yazmayı düşünmemekle birlikte, sadece bu yazıyı aşağıda sıraladığım gibi, bir tepki olarak yazmak istedim.

     Vatandaşlarımızın bireysel, devletin ise gücünü ve imkanlarını kullanarak aldığı tedbirlerle salgının hızı kesildiyse de, ortadan kalkmadı ve kısa zamanda kalkmayacağı ifade ediliyor. Virüsün aşısı da henüz bulunmadığı gibi, birkaç yıl içinde bulunacağına dair ümit de pek yok.

     Alınan tedbirler sıkıcı olsa da, halkımızın önemli bir bölümünün gösterdiği duyarlılık, takdirle karşılandı. Devlet adına alınan tedbirler ise, öyle büyük ölçüde takdir göremedi.

     Nasıl görsün ki, dünyada daha önce, bizde ise Mart ayı başlarında görülmeye başlanan hastalık üzerine vaat etmelerine rağmen, gerekli olan 5 maske ile birer şişe kolonyayı bile dağıtmayı beceremediler. Yüzlerine gözlerine bulaştırıp, sonunda paralı yapıp dağıtmaktan vazgeçtiler.

                                  BİLİM KURULU’NU TAKAN YOK!

     Tıp adamlarından oluşan bir “Bilim Kurulu” oluşturdular. Sözüm ona, bu kurulun kararlarına uyulacak, alınan tedbirler ona göre uygulanacaktı. “Konu mankeni” durumuna düşen Bilim Kurulu’nu takmadılar ve tek karar mercii olarak son sözü hep Cumhurbaşkanı söyledi ve de bugünlere geldik. Allah’tan Bilim Kurulu üyelerinin konuşmalarını yasaklamadılar da, bazı gerçekleri onlardan öğrendik.

    Bilim Kurulu’nun, son alınan kararları tasvip edip etmediğini bilmiyoruz. Ancak, Cumhurbaşkanı’nın 29 Mayıs günü yaptığı açıklamalar, anladığımız kadarıyla Bilim Kurulu’nun görüşlerine pek uymuyor.

    Nasıl uysun ki, Bilim Kurulu normale dönülmekte acele edilmemesini tavsiye ederken, Cumhurbaşkanı 65 yaş üstü vatandaşalar üzerindeki tedbirler hariç, birçok konudaki tedbirleri göz ardı etti. Bunlardan en önemlisi – Tedbir alınarak- normal hayata, yani eski hayata dönülmesiydi. Ki, işte bu yanlıştı.

                                           NEDEN YANLIŞTI?

       Çünkü gördük ki, sokağa çıkma yasağına rağmen, halkın bir kısmı buna uymamakta direndi, üstelik 3150 lira gibi bir cezayı bile göze alarak uymadı. Sokaklardaki kavgalar da çabası oldu.

      Maske takmak zorunluluğuna rağmen, yine halkımızın bir kısmı maskeleri yüzünde değil, cebinde taşıdı. Hiç olmayanı da vardı. 3-5 gün aynı maskeyi kullanan da.

      Yasaklama sonunda sokağa çıkan vatandaşlarımız, hiç görmemiş gibi marketlere saldırdılar. Avm’lerde kuyruklara girdiler. Alınan bütün tedbirler böylece boşa çıktı.

     “Sosyal mesafe” ya da “Fiziki mesafe” denilen 1,5-2 metre yaklaşmalara dikkat edilmedi. Birçok yerde sıraya giren vatandaşlar, adeta birbirlerinin üstüne çıktılar.

     Tatil meraklılarına evleri dar gelip, arabalarıyla yollara düştüler ve tedbirlerin çoğu böylece ihlal edildi.

    Tedbirleri uygulayan devletin adına Polislerce acımasız keyfi cezalar kesildi. Sokaktan çöp toplayana bile 3150 lira ceza kesilip, bu bahane ile halkın cebine adeta göz dikildi.

     Vatandaş maske ve dezenfektan arayıp bulamaz iken, 40’dan fazla yabancı ülkeye uçaklar dolusu bu ürünler parasız (hibe) olarak gönderildi. Hem de, Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla, forsuyla ve bir hediye olarak takdim edildi.

     Dahası, vatandaşına bir maske veremeyen Cumhurbaşkanı, 1150 Odalı şatafatlı Sarayını bırakıp, salt bu salgından korunmak için İstanbul’daki Huber Köşkü’ne çekildi. Hem de, devletin bütün imkanlarını kullanarak.

   Boğazdaki  Huber Köşkü’nü bilmeyebilirsiniz. Ama bendeniz, içini de bahçesini de gezdim, gördüm. Din adamlarına buradan sesleniyorum. Cenneti tarif ederken, bu Huber Köşkü’nü örnek gösterin, yeter.

                                  PEKİ, BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?

     Değerli okurlarım;  Yiyecek yerlerinden tutun da, tatil yerlerine kadar bütün işletmeler 1 Haziran’dan itibaren eskisi gibi faaliyete geçiyorlar. Kara, hava ve deniz ulaşımı da öyle. Sözüm ona, gerekli tedbirleri alarak.

    Göreceksiniz, başlangıçta alınan o göstermelik tedbirler kısa süre sonra rutine dönüşecek ve her şey eskisi gibi olacaktır. Çünkü, ülke genelinde bunu denetlemek zordur. Denetlense de, tedbirler birçok yerde yine de ihlal edilecektir.

    Verilecek olan 6 ayı ödemesiz krediler ise, otelleri, dükkanları ve öteki iş yerleri kapalı kalıp 3 ay zarar eden yandaşları kurtarmak içindir. Bu krediler, ceplere kurulan tuzaktır, uzak durulması tavsiye olunur.

      İşte, benim itirazlarım, hep bunlaradır. Erken verilen bu normalleşme kararı içindir.

     Peki, bu tedbirler yani bu kısıtlamalar hep sürsün mü? Derseniz, elbette bunların da sonu gelecektir. Ancak, şimdi çok, ama çok erkendir. Ölü sayısını, hasta sayısını, vaka sayısını ve iyileşen hastaların sayısını yanlış açıklamak ve böylece milletin gözünü boyamak bir tedbir olamaz. Bakın öteki ülkelere, her şey bütün çıplaklığı ile ortada.   

     Değerli okurlarım, bu konuda yanılmak istiyorum. Keşke, sağlıklı bir biçimde normale dönülse ve hayat biran evvel normal hale gelse.

    Korkarım ki, gelebilecek ikinci bir salgın dalgası ile başa dönülecek ve ölenler ölecek, kalan sağların oyları, onları iktidarda tutmaya yetecektir.

     Sahi, paralel Fethullah Gülen ne diyordu?  “Ölüler bile mezarlarından kalkıp, bu iktidara oy versinler.” Demek ki, ölülere de mezarda rahat yok!

   Haydi hayırlısı!

96 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.