Hoşgeldiniz  

BİRİSİ KÖY MÜ DEDİ ?

Ali Girgin | 27 Ocak 2021 | Köşe Yazıları


Ali Girgin
aligirgin1975@hotmail.com

Yıl 2004. Yeni kanun tasarısına göre 5216 sayılı kanuna göre Çatalca Büyükşehir sınırları içerisine alınması kararı veriliyor. Bu yasayla birlikte tüm köyler de dahil olarak mahalle statüsüne kavuşturulmasına olanak sağlıyor.

Anlayacağınız Çatalca’nın Belgrat Köyü Bakırköy’ün, Kadıköy’ün bir mahallesi ile aynı eşit dereceye konulacak. Yüzyıllardır köy halkının elinde bulundurduğu Köy tüzel kişilikleri kendilerinin seçtikleri muhtarlardan alınarak yerel belediyelerin emrine verilecek ve tüm taşınmazlar belediyelere aktarılacak. Hizmet yerelden değil ana merkezden yapılması kararı verilecek. Kısacası köylülerin tüm edinimleri kendilerinin değil belediyelerin emrinde olacak. Düşünsenize köylülerin atalarının hibe yoluyla verdikleri ve mezarlık olarak yapılan alan dahi köy halkının elinden alınarak Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’ne aktarılacak. Kendilerine ait mezarlıkta bu müdürlüğe kendilerine ait mezarlığa gömülmek için mezar parası vermek zorunda kalacaklarının ilk sinyali bu yasanın kabulü ile gündeme geliyor. (Herkes yazımı okurken zihnini canlandırsın lütfen.)

Büyükşehir Belediyesi sınırlarının içine dahil olmak belde belediyelerinin de kapatılmasına ve bu bölgelerdeki tüm ekipmanların ilçe belediyesine nakli ve tüm tasarruf hakkının ilçe belediyesine aktarılması demek.

Yetmedi muhtarların tüm görevlerinin ellerinden alınması ve sadece masa başı mühür vurmaktan ve kaymakam ağırlamaktan ileri gitmediği bir devre adım atmak demek olacağı o günlerde kendini gösteriyor. Kısa bir yüzeysel açıklamada bulunarak sizlerin hatırlamasını istedim. Çok değil 17 sene öncesi.

Yasanın kabulü öncesi yaşadıklarımı sizlere hatırladığım kadarıyla kısaca anlatayım isterseniz.

Bu yasanın gündeme gelmesiyle birlikte şahsım adına tüm Çatalca’nın Büyükşehir sınırları içerisine girmemesi gerektiğini, doğasını, görüntüsünü ve geleceği adına dışarıda kalmasını, ilçe merkezi kanunla giriyorsa ve girmesi engellenemiyor ise dahi kırsal köylerin bu kanundan muaf tutulması gerektiğini o yıllarda köşe yazılarımda dile getirmiştim. Bu yazılarıma karşı özellikle kırsal kesimlerdeki vatandaşlarımız bana büyük tepkiler vermişti. Ben kendilerine ormanların, suyun ve tüzel haklarının ellerinden alınacağını, meralarının kalmayacağını, hayvanlarını sulamak için dahi su parası vereceklerini, kaynak sularının ellerinden gideceğini, merkez yerel belediyelerin kendilerine ilçe merkezinden uzak olmasından dolayı muhtar gibi hizmet getiremeyeceğini, mezarlıklarının, köy kahvelerinin, silolalarının, belde belediyelerinin, köy tüzel kişiliğine ait taşınmaz ve arazilerin, okulların ve daha nice edinimlerin gideceğini, şimdiki gibi inşaat ve bina yapılanmayacağını kümes yapmak için dahi izinsiz çivi bile çaktırılmayacağını söylediğimde cevapları ortak noktada şöyle olmuştu. “ Biz de şehirliler gibi yaşamak istiyoruz. Mahalle olur isek arazi fiyatlarımız yükselecek. Para kazanacağız. Sen bizim köy halkının zengin olmasını arazileri fiyatlarının yükselmemesini, hep hayvancılık ve tarım ve ormanda odun toplayarak zor ve kötü şartlarda çalışarak hayatımızı geçirmemizi istiyorsun” oldu. 17 yıl içerisinde bana bu sözleri söyleyenlerin ne arazileri kaldı, ne hayvanları, ne hayvanlarını otlatacak meraları, ne ormanları, ne ekilecek arazileri, ne de akşam kapısını çalıp anında çözüm bulacak muhtarları. Edindikleri tek şey her ay gelen su, doğalgaz faturaları, yüksek miktarda ulaşım giderleri, devamlı kesilen elektrikleri, imar olmamasından dolayı ev yapamadığından dolayı büyük şehirlerin çarkına gönderdikleri zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren çocuklarının hafta sonları gelmeleri için camdan bakmaları kaldı.

5216 Sayılı Büyükşehir Kanunu’nun kabulü öncesi itirazlarda olmuştu. Bu itirazları sadece Cumhuriyet Meydanı’nda Ahmet Rasim Yücel, CHP’liler ve birkaç STK temsilcisi bulunmuş halktan bu karara karşı çıkmak için Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanarak itiraz etmesi istemişti. Ancak bu eylem ne yazık ki 20 kişiyi geçmeden meydana gelmişti. Zamanın belediye başkanı İsmail İp ise eylemi Sofram Restaurant’tan keyifle izliyor ve itirazların etkisiz kalmasını gördükçe çorbasından keyifle bir kaşık daha alıyordu.

Yasa itirazların zayıflığı ve Çatalca halkının konuya ciddiyetle bakmamasıyla birlikte kabul edildi. Zamanın Büyükşehir Belediye Başkanı ilçe merkezine büyük yatırımlar yaptığını dile getiriyor, ilçe belediyesinin 20 yıllık bütçesine denk gelindiği ifade edilen yatırımların yapıldığı reklamlarla halka dile getiriliyordu. Ama gelin görün ki yapılacak bu hizmetler zaten halka yapılması gereken ve on yıllardır gelmesi geciktirilen hizmetlerdi. Veya geçmiş belediye başkanlarının planladığı ama hayata geçmeyen projelerdi.

Zamanla halk gelen hizmetlere alkış tutuyordu. Akıl almaz paralarla hizmet ilçeye akıyordu. Ama gelin görün ki bu hizmetleri yapanların hiç biri Çatalcalı değildi. Hepsi dışarıdan gelen müteahhitler tarafından yapılan hizmetlerdi. Kısacası ekonomik olarak ilçeye bir kuruş faydası yoktu.

Yasanın kabulü ile birlikte İBB sınırları içerisine dahil olmanın nasıl köy halklarına sıkıntı yaratacağı zaman içinde kendisini hissettirmeye başlayacaktı. Nasıl mı? Sıralamada yanlışlar yapabilirim ancak neler olduğunu bakar isek ne demek isteyeceğimi anlayacaksınız.

Bu yasanın kabulü ile birlikte Büyükşehir planlarına dâhil olunacağından dolayı köylerde muhtarlıklardan izin alınarak yapılan evler, ahırlar, depolar hatta ve hatta kümes yapmak için ilçe belediyesinden izin alınması ve ruhsat alınması gerekecekti. Planlar yapılana kadar da çivi dahi çakılamayacaktı. Hal böyle olunca köy halkı evlenecek çocuklarına ev yapamaz hale geldi. Ev yapamayan gençler mecburiyetten ilçe merkezinde ev tutmak zorunda kaldılar. Müteahhitliğin adı bile duyulmayan ilçede her yer müteahhitlerin yaptıkları evlerle dolup taşmaya başlayacaktı.

İlk etapta ormanda düzenlemeler yapıldı. Seyreltme sistemi getirildi. Yani 20 yılda kuruyan orman maktalarının tamamen tıraşlamak yerine seyreltme yapılarak ormandan halkın kesim yapılmasına izin verilecekti. Bu düzenlemelerin yanına ormandan makta adına müteahhitlerinde ihaleler ile maktalardan pay alarak kesim yapmalarına izin verilecekti. Kısacası müteahhitlerin artık köy halkının kestiği oduna ihtiyacı kalmayacak köylünün kestiği makta ise yok pahasına satmak zorunda kalacaktı. Ve de öyle oldu. İhaleler o kadar çok yapıldı ki, ormanlarda müteahhitlerin kestikleri odunları gördüğünüzde nasıl bir ihale demeden de kendinizi alamaz olacaktınız.

Ardından belde belediyeleri kapatıldı. Kapatılan belediyelerin tüm ekipmanları, iş gücü ve kasaları ilçe belediyelerine devir edildi. Zamanın belediye başkanı tüm belde belediyelerin tasarrufunu merkeze çekti ve köylerimiz hizmeti hemen yanı başındaki belde belediyelerinden değil ilçe belediyesinden almak zorunda kalacaklardı. Yetmedi belde belediyelerindeki harçlar, vergiler, su fiyatları düşük iken ilçe belediyesine geçmelerinin ardından yükselecekti. Ama buna da hükümet çözüm bularak 5 yıl eski sistemle ilerlemesini isteyerek tepkinin çoğalmasını engelleyecekti. Kısacası günü ertelemekti yapılan.

Belde belediyelerinin kapanmasıyla birlikte köyler mahalle statüsüne sokulmasının ardından köy tüzel kişiliklerine ait muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından tasarruf hakkı olan taşınmazlar, tarlalar, araziler, dükkanlar, depolar, araçlar, binalar hatta ve hatta muhtarın ofisi dahi ilçe belediyesine devir edilecekti. Artık tasarruf hakkı ilçe belediyesinindi. Muhtarların ellerinden tüm hakların alınmasının ardından ve özellikle kasalarının alınmasıyla birlikte halka hizmet etmek yerine sadece aracı olmakla görevlerinin olduğu anlaşılacaktı. Muhtarların bu durumdan rahatsız olmamaları içinde her muhtara muhtarlık maaşı bağlanarak dengeler kurulacaktı. Elinde kasası ve ekibi olmayan bir muhtarın ne kadar köyüne hizmet edeceğini isterseniz bir düşünün.

Bunlar olurken köy halklarının musluklarına kadar giden veya köy çeşmesi denilen yerlerinde ellerinden alınmasıyla birlikte suları da ellerinden gitmişti. Düşünsenize kaynak suyu akan köy çeşmesinden misafirlerden alınan bidon başına paralar dahi ilçe belediyesine gidiyordu. Her yerde su şirketleri kurulmuş ve halkın suyu birilerinin kazanç kapısı durumuna gelmişti. Ama buna da çözüm bulunacaktı. Bölge suyunun koruyucusu ve kollayıcısı köy halkına İSKİ tarafından su isale hatları getirilecek ve kaynak suyu yerine içilemeyen suyu  kullanmaları ve karşılığında yüksek bedellerde su parası alınması reva görülecekti.

Köy tüzel kişiliklerine ait araziler veya tarlalar belediyede yapılan ihalelerle verilecek ihalede en yüksek bedeli veren kullanım hakkına sahip olacaktı. Yani köy halkı öncelikli diye bir şey yoktu. Köy kahvesinden tutun tüm araziler buna dâhildi.

Köylerde imcede böylece ortadan kalkmıştı. Bir kanalizasyon çukuru kazılacağı zaman halk el ele verip kazamayacaktı. Bunun sorumluluk hangi kurumdaysa o yapacaktı. Kısacası muhtar eline bir keser alıp bir çivi dahi çakamayacak duruma gelecekti ve geldi de.

Yetmemişti. Muhtarın her şeyden sorumlu olduğu zaman diliminde tarım arazilerine kaçak yapılaşmalara izin verilmezken tüm tasarruf ilçe belediyelerine verilmesinin ardından çoğalmıştı. Bu çoğalmalara karşılık muhtarlar şikâyet haklarını, tutanak haklarını kullanmak yerine sessiz kalmış, yerel belediye ile ters düşmek istememiş, bazıları ise kaçaklara yol verip kafası rahat huzurlu yaşamayı seçmişti. Köylerde evinin yanındaki tarlada vatandaş hiç tanımadığı insanlarla karşılaşmaya başlamış, kendisi bir çivi çakamazken bunlara nasıl yol verildiğini, nasıl elektrik, su bağlandığını tartışır olmuştu.

İmarların kapanmasının ardından ilçede inşaat işiyle uğraşan o kadar çok kişi vardı ki hepsi yeni bina yapılmadığından dolayı ya iflas etmiş ya da inşaatçılığı bırakmak zorunda kalmışlardı. Buna istinaden inşaat kollarıyla bağlantılı olan tüm işletmelerde bir bir kapanmış ya da güçlü olanlar ayakta kalmışlar veya kalmaya çalışmaktalar.

İmarların kapalı olmasıyla birlikte çocuklarına ev yapamayan köy halkı çocuklarının ilçe merkezlerinde oturmasına mecbur olmuş, çocuklarının kirada değil kendi evlerinde otursun diyerek ev alma yoluna girmişti. Köy halkının cebinde parası olmadığından dolayı müteahhitlerden ev almak için atalarından kalan arazileri takas ediyorlar ya da satarak paralarıyla ev alıyorlardı.

İmarın kapalı olması, ormanın seyreltmeye gitmesi, köylerdeki emekçilerin işlerinin bir bir bitmesinin ardından işsizlik yükselmiş, yükseldikçe de köy halkının çalışanları ve özellikle genç nüfus köylerini terk etmeye başlamıştı. Genç nüfus azaldıkça ve Büyükşehirin çarklarında un gibi ufalanmaya başladıkça köy halkları arazi satışlarını yükseltmiş, ellerinde kalmayacak hale gelene kadarda bu devam etmişti ve etmeye de devam ediyor. Nerden bilinebilir ki derseniz Çatalca’da emlakçı sayısı ve buna karşı bir de ayakçı emlakçıları da katarsak sayılarına bakarak anlayabiliriz.

Kanunun ardından köyken mahalle olan alanlardan hayvan sayıları istenmiş ve o köylerdeki hayvan sayısına göre mera arazisi ayarlamasına gidilmesi de hayvancılığında bitmesinin bir göstergesiydi. Yükselen yem, ot, ilaç vb. giderlerin yanında süt ve et gelirlerinin giderlerini karşılayamaması ve ardından hayvanlarına verdiği suya bile İSKİ’ye su faturası ödenmeye başlanmasıyla hayvancılığın azaldığı görülmeye başlandı. Hayvancılığı güçlü aileler yaparken bazen onların da hayvancılığı bırakacaklarını ifade etmeleri ne kadar bir zor durumda olunduğunun göstergesiydi. Mahalle olunduğundan ve herkes lüks bir yaşam yaşamak istediğinden dolayı her evin bahçesinde bulunan ahırlar artık bitmeye, bahçelerde tavuk beslenmemeye dahi başlanmıştı. Şehirleşmeyle birlikte tüm bu hayvancılık köy dışlarına atılmaya, halkın lüks yaşam adına hayvan dışkısı kokusu istememesiyle gerçekleşti. Mutlak su koruma havzalarının dışında köy yerleşim dışında kalan dar alanlarda inatla hayvancılık yapmaya çalışanların dışında hayvan bakan kalmadı desek yeri olur.

Lüks bir yaşam yaşamak ama köy statüsü içinde kendilerine yaptırım uygulanmasını isteyen köy halkları İSKİ’nin suyu getirmesinin ardından doğalgazın da evlerine kadar getirilmesini istedi. Ve öyle de oldu. Doğalgaz pazarlamak ve kazanç sağlamak isteyen İBB için bu büyük bir fırsattı. Kendi kurum bünyesindeki müteahhitlere hem iş hem yeni gelir kapıları ve halkın memnuniyetini kazanarak bir taşla üç kuş vuracaktı. Ve doğalgaz evlere geldi. Halka hiçbir montalama yapılması ile ilgili eğitici seminerler verilmeden evlere doğalgaz bağlanması ve köylü halkının cebinden çıkan binlerce liradan sonra evlerde soba olmadan ısınılmaya başlandı. Birkaç ayın ardından herkese gelen yüksek faturaların ardından evlerinde sobayla çok da rahat ısınan köy halkları yüksek fatura gelmemesi adına gazı kısmaya evlerde üst üste sıkı sıkı giyinmeye veya sobaya tekrar geri dönüş yaparak bir denemeden kendilerini geçirdiler.

İşsizlik, yıllardır yaptıkları işlerin ellerinden gitmesi ve hane halkının ayriyetten gelen su, doğalgaz, vergi vb. giderleri ve gelirin neredeyse bitme noktasına gelmesiyle birlikte herkes iş aramaya başlamıştı. İş arayanların büyük bir bölümü iş bulamıyor ve her geçen gün özellikle gençler ruhsal şekilde zorluk çekiyordu. Yasanın Çatalca’da gerçekleşmemesi için mücadele etmeyip onaylayan anne ve babalar gençlerin geçinmeleri ve yeni bir aile kurabilmeleri için yeni çözümler üretmeye başlamışlardı. Bu çözümlerin başında iktidar partisine veya muhalefette olan yerel belediyenin partisine üye olup bu kanaldan kurum ve kuruluşlara çocuklarını işe sokmaktı. Kimileri işe girerken büyük bir bölümü her seçim arifesine kadar gelen iş verme sözlerle iş bulma hayaliyle yaşadılar durdular. Siyasallaştılar ama niye siyasallaştıklarını bilmeden.

Bu yasa gelene kadar neredeyse her köyde bir ilkokul mevcuttu. Herkes çocuklarını köylerindeki okula gönderiyordu. Zaman içinde nüfusun ve öğrenci sayısının az olmasından dolayı okullar kapatılmaya ve öğrenciler başka nüfusu yüksek yerlerdeki okullara taşıma sistemiyle okutulmaya başlandı. Büyükşehir Yasları ile tüm büyükşehirdeki imkânları alacakları yönde söz verilen halka yeni okullar öğretmenler gönderilmesi yerine okullar kapatılmış ve merkezlerde öğrencilere eğitim verilmeye başlanmıştı.

Kayıplar ard arda devam etmekteydi. Her köyün mezarlıkları ya o köyün muhtarlığı tarafından köy halkı tarafından satın alınan veya köy halkının ileri gelenleri tarafından hibe edilen arazilerdi. Mezarlıklar da bu yasa ile halkın elinden alınmış ve Mezarlıklar Müdürlüğü’ne devir edilmişti. O köyün halkı o mezarlığa defin edilmesi ardından mezar parası vererek yer almak zorundaydı. Gelin görün ki halk müdürlüğün yaptığı hizmetlere alkış tutuyor ama müdürlüğün bu görevi para olmaksızın halka vermesi gereken bir hizmet olduğunu düşünmüyordu. Ama müdürlük kendi bünyesinde alacağı bu paralarla kendi siyasi yelpazesine göre istihdamlar yapacak ve bunları da siyasal bir malzeme olarak kullanacaktı.

Spor alanları da kayıp olan edinimlerdi. Özellikle her köyde bir futbol sahası bulunurdu. Derme çatmaydılar ama gençler boş zamanlarında bu sahalarda spor yapabiliyorlardı. Köylerde özel günlerde güreş, köyler arası turnuvalar, okulların resmi törenler öncesi yürüyüş denemeleri vb. aktiviteler yapılıyordu. Bu alanlarda başka kurumların eline geçmişti. Kimisi hemen etrafı kapatılmış ve herkesin spor yapacağı konumdan çıkartılmıştı. Spor denildiğinde muhtarlıklara köyler bağlı iken köy spor kulüplerimiz vardı. Sponsorları çoğunlukla muhtarlık ve o köyün ileri gelen zenginleri olurdu. Şimdi bu köylerdeki spor kulüpleri belediyenin senede vereceği 10-15 bin liraya bakar oldular. Çünkü belediyenin destek verdiği bilinen spor kulüplerine köyün ileri gelen zenginleri işletmeleri destek vermekten kaçıyorlar. Kaçmak istemeseler de günün ekonomik şartlarına göre destek olamamaktalar.

Şimdi bir örnek vermek isterim. Pandemiden dolayı öğrencilerimiz, çocuklarımız uzaktan eğitim almaktalar. Uzaktan eğitim için internet ve tablet veya telefon şart. Ama gelin görün ki sayısı o kadar çok ki öğrencilerimizin evinde ödeyemediğinden dolayı interneti, interneti, tableti hatta ve hatta elektriği kesik evler var. Köylerin tüm tasarrufları muhtarlarımızda olsaydı inanın köylerimizde bir tane öğrenci dahi ne elektriksiz, ne internetsiz, ne de tabletsiz, bilgisayarsız kalıp eğitimden geri düşmezdi. Su kesilse eline İngiliz anahtarını alıp suyu bağlayan, çöpü toplanmayan yerin çöpünü traktöre binip toplayan, evinde ekmeği olmayan bir haneye hemen ekmek, aş nevale götüren, elektriği kesilen eve imece ile para toplayıp açtırtan, kömürü olmayan eve hemen kömür alan muhtarlar olurdu. Ama hepsi bitti. Hepsi aslında böyle muhtarlık yapmak istiyor ama buna ne yazık ki izin yok. Ayrıca muhtarın bunu yapabilecek maddi gücü yok.

Gelelim asıl konuya.

Çatalca’mızın asırlık sorun olarak iddia edilen ilçenin en önemli sorunlarından biri olan kırsal mahalleler sorunu Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum’un desteği ve her zaman yanımızda olduğu Ak Parti İlçe Başkanlığı tarafından dile getirilen Milletvekilimiz Tülay Kaynarca ve 17 milletvekilimizin imzası ile meclisimize sunulan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa ek madde kanun teklifi, Cumhur İttifakımızın oylarıyla Gazi Meclisimizde kabul edilerek yasalaşmış.

Artık vatandaşlarımız su fiyatından vergiye, imar harçlarına kadar birçok indirim ve muafiyete sahip olacakmış.

Bu konuda büyük emekleri olan AK Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekilimiz Tülay Kaynarca ile birlikte İlçe Başkanı Yusuf Aslan, Muhtarlar Derneği Başkanı Ceyhun Koç ve mahallelerde bulunan mahalle Muhtarlarıyla yeni kanun maddesi ile ilgili bilgilendirme ve istişare toplantısı gerçekleştirilmiş.

Buna istinaden yukarıda yazmış olduğum 2004-2021 yılı arasındaki köy halklarının neler yaşadığını anlattıklarıma baktığımda alınanlara karşılık bu toplantıda halka verilenleri gördüğümde şaşırdım mı? Şaşırmadım.

Ev yapacak parası kalmayan, bahçesinde hayvanı kalmayan, ekecek toprağını sorunlardan dolayı satıp ekecek arazisi kalmayan, garajındaki traktörü hacizlik bir aile imar harcındaki indirimi ne yapsın?

Yanı başındaki villalarda kaçak artezyenlerle havuzunu dolduran, çimlerini sulayan, hobi bahçelerinde kişisel sulu tarım yapanlar bedavaya su kullanırken hayvanını sulamak için su faturası ödeyen köylü halkı su fiyatlarındaki indirimi ne yapsın?

Ekecek arazisi kalmayan, tarlası arazisi kalmayan halk neden vergiyi düşünsün?

Halka siz doğalgazı ucuzlatabiliyor musunuz? Ormanı yeniden eskisi gibi verebilecek misiniz? Tapusuz köylere tapu verecek misiniz? İmarı yarın açabilecek misiniz? Spor alanlarını, mezarlıkları, köy tüzel kişiliklerini geri iade edecek misiniz? Muhtarlara eskisi gibi haklar tanıyacak mısınız? Kapanan okulları açacak mısınız? İşsiz bir ev, hane kalmayacak sözü verecek misiniz? Musluklarından akan kaynak suyunu tekrar akıtabilecek misiniz? Genç nüfusu büyükşehirlere yem etmeme sözü verebilecek misiniz? Garajındaki hacizli traktörüne çare bulabilecek misiniz? Her bahçedeki boş ağırları hayvanla doldurabilecek misiniz? Siyaset gözetmeksizin herkese iş sözü verebilecek misiniz? Bilmem anlatabildim mi? SAYGILARIMLA…

148 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.