Hoşgeldiniz  

‘’Ben istese idim derhâl askerî bir diktatörlük kurardım ve memleketi öyle idareye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki, milletim için modern bir devlet kurayım.’’

Mehmet Zehir | 22 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Mustafa Kemal Paşa İstiklal Harbi’ne başlamadan önce ortaya koymuş olduğu değerleri ile diğer ileri gelenlerden çok daha nitelikli olduğu herkesçe görülüyordu. Bunun sonucu olarak her olaya verdiği tepki Türklüğe uygun bir tavır yanında, diğer ileri gelenlerin yıllar yılı Türklüğün yozlaştırdığı değerleri adeta birer birer yüzlerine çalıyordu. Bu kapsamda söylenecek o kadar çok söz olmasına rağmen Mustafa Kemal Paşa bunları önemsemedi. Hatta Anadolu’da olduğu süre içinde verilen bütün kararlar yok saydı, rütbelerini elinden almalarına rağmen, rütbe derdi olmadı; öyle bir mücadeleye gitmedi. Rütbesizken bile bütün paşalar emrine girmekten bir an bile duraklayamadılar!

İşte böyle bir kişi, İstiklal Harbi’ni bir yandan yürütüyor; diğer yandan en az 1500 yıllık yozlaşmış Türklük değerlerini ayağa kaldırmak için duygu, düşünce, söylem, uygulama yaparak bir felsefeyi herkese öğretmeye çalışıyordu. Bu felsefe Türklüğün binlerce yıllık varlığını sağlayan; düşünme ve uygulamaya dayalı gerçeklik üzerine kurulu Türk Tipi Uygarlaşma denilebilecek gelenekti.

Bunu hayatın her alanında bulmak mümkündü. Çünkü hayatın temeli kutsal tabiat ve onun üzerinde ortaya çıkmış olan kutsal emekti. Türklük bu iki değeri kaybetmemeliydi. Bu unutulmuş olabilir ama kaybedilmemeliydi. Hatta sadece Türklük değil, bütün insanlık bu iki temel değeri kaybetmemeliydi. Bu nedenle Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Paşa arasında bir fark kendisi açısından yoktu. Fark emri altına girenlerle alakalıydı ki, bunun da bir önemi yoktu. Çünkü ortadan kaybolan binlerce yıllık geleneği geri getirmek için karın tokluğuna çalışan; bunun yanında makam, mevki ve ikbal sahibi olanların ne kıymeti olabilirdi ki!

Kutsal tabiat ve üzerindeki kutsal emek üretendir. Hem de iki kez üretendir. Tabiat toprağın altında ve üstünde üretir. Emek sahipleri de bu iki üretimin içindedir. İşte bu üretimlerin içinde olup, neyi nasıl yapacağını düşünmek ve uygulamak başardıkça gelişmek, başarısızlık söz konusu olduğunda geriye dönüp nerede başarısız olunduğunu sorgulamak Türklüğün varlığını sürekli hatırda tutmayı elverişli hale getirmektedir.

Yani soyut varlık ile somut varlık; ve hatta soyut yokluk ile somut yokluk birbirilerini tamamladıkça ileri bir hareket söz konusu olacağından Türklük alemi bu varlıkların ve yoklukların içinde ve dışında olmak-lığı içselleştirerek yürümeli ki, bir daha Türklüğün varlığı kesintiye düşme riski taşımasın.!

Mustafa Kemal’i farklı kılan birçok özelliklerden biri de onun muhakeme yeteneğidir. O bir olayı düşünür, beyninde yaşar ve sonra söyler ve uygular idi. Oysaki arkadaşları bir olayı düşünür söylerlerdi. Nasıl uygulanacağı hakkında bir bilgileri bir deneyimleri söz konusu olmazdı. Hatta düşüncelerinin doğruluğunu araştırmak zahmetine lütfen katılsalar bile sonuçlardan daha ziyade onları o anki söylemleri ilgilendirirdi. İşte Mustafa Kemal burada farkı ortaya koyuyor, hangi alanda bir şey söylüyorsa; onun içinde olup uygulayıcısı olup deneyimliyor ve kendisinden sonrakilere bunu emir olarak verdiği zaman sonucunun doğru uygulanması halinde başarı olacağını kesinlikle biliyordu.

İşte bu nedenle askerlik mesleği açısından elde ettiği başarılarda bu açıkça görüldüğünden ve genel olarak bütün arkadaşları asker olduğundan asker arkadaşları arasından sıyrılması ve ortaya koyduğu farkındalık takdir edilmesi çok kolay olmaktaydı. Hakkını yememek için diyebiliriz ki, bunda arkadaşlarının da payı vardı. Zira onlar her ne kadar Mustafa Kemal kadar bu işleri deneyimlememiş olsalar da; eğitimli oluşları anlamak ve takdir etme bakımından çok önemliydi. Ancak aynı şeyi siyasi ve toplum açısından ele aldığımızda başarı bilinenler açısından yine başarı ama ya bilinmeyenler açısından başarı mı diye sorsak; bilinmeyenler açısından başarı kanaatimizce başarı değildir. Çünkü bildiklerimize göre hepimiz yorumlayabiliriz, bilmediklerimize göre yorumlamak biraz daha derin düşünmeyi gerektirir. Bu nokta da Mustafa Kemal’in yapmış olduğu bazı devrimlere herkesin baktığı gözlüğün dışında bakmayı gerekli görerek deriz ki; bir şapka devrimimiz vardır. Bunun bilinen hikâyesini anlatmaya gerek yoktur. Ancak buna başka bir gözlükle baktığımızda sade bir vatandaş masumca diyebilir ki; bu devrime gerek var mıydı? Yanıtımız her şart altında evet vardı olurken; bir başka gerekçemizde bu devrim aynı zamanda bir test için yapıldığını söylemek gerekir. Testin amacı halkın ne kadar devrimlerin arkasında durduğunu göstermesini sağlarken; diğer yandan halkın bir bilincin mi arkasında yoksa bir korku üzerine mi her şeyi kabul eder durumda olduğunu gözlemlemek gerekiyordu. Çünkü halk eğitimsiz bırakılmış, sürekli askere götürülmüş, çoluğunu çocuğunu görmeyen nice ailelerden oluşmaktaydı. Bu ailelerin bu günahı değildi. Ortada bir devlet vardı ve devletten daha büyük bir güç yoktu. İşte bunun için halkı işin içine katmak, onu bilinçlendirmek, korkularından arındırmak ve herkes kadar en az hak ve hürriyet sahibi olduğunu bilinçle elde etmeliydi.

İşte bu şapka devrimi sadece fese karşılık modernitenin yanında yer almak için şapka şeklinde anlaşılırsa; ya da ezeli düşmanımız Greklerin milli kıyafetine karşı Türk’e yaraşır şekilde modern bir kıyafetin aksesuarı olarak Şapka denilirken; konuyu eksik anlatmak söz konusu olduğundan zaman sonra masum vatandaşın şapka devrimi gerekli miydi sorusu ileri sürülebilir. 

Demek ki toplumu eğitmek şart idi. Bu eğitim bir yandan halkın eğitimi, diğer yandan çocukların eğitimi olmalıydı. Ancak o günün şartlarında bu iki eğitim tek bir eğitim olarak yapılabilirdi. Bunu sağlamak içinde yurdun dört bir yanında ‘ MİLLET MEKTEPLERİ’ kurulmaktaydı. Çünkü bu mektepler sayesinde herkes okuma yazma öğrenecekti, herkes evine ailesine, toprağına daha bilinçli sarılabilmek için yazılı matbu eserleri okuyabilecekti. Bu eserleri okumanın sonucu bütün alanda daha bilinçli bir toplum inşa edilmiş olacaktı. Mustafa Kemal böyle düşünmüş ve uygulayarak kısa zamanda saygın bir devlet, bir ulus ortaya çıkarmıştı. Peki diğer diğer arkadaşları da böyle mi düşünüyorlardı? Bu konuda onların bir önerisini görmedik. Bir öneri ileri sürmemeleri onların kabahati çokta sayılmamalıdır. Zira içinde yetiştikleri koskocaman Osmanlı İmparatorluğu’nun böyle bir düşüncesi yoktu. Olsaydı zaten Osmanlı devleti kendi eğitimli kadroları ile ayakta durabilir hiçbir şekilde kimse yıkamazdı. Yani koskocaman Osmanlı İmparatorluğu’nun düşünmediğini bir Mustafa Kemal düşünüyor ve uyguluyordu!

Belki bir Türk dünyaya böyle farklı düşünceler üretip ve uyguladığı için bedeldir. Konular o kadar çok ki, konu içinden başka konulara geçip saatlerce bazen yazmak içimizden geliyor. Çünkü halkımıza Mustafa Kemal’i anlatmamak için o kadar yalan söylenmiş ve uygulama yapılmış ki bunu sınırı yok.!

‘’Bir Türk dünyaya bedeldir.’’

32 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.